Vahdet Gazetesi yazarı Mustafa Özcan, yazılarına rahmetli Necmettin Erbakan’ın konuşma ve pratikleri üzerinden itiraz edilmesinden duyduğu rahatsızlığı, Erbakan hakkında ağır sözler sarf ederek ortaya koymuş.

Mustafa ÖZCAN biraz da hınç olabilir. Geçmişte Milli Gazetede yazdı ama çok tutmadı. Erbakan Hoca da onu toplantılara sokup itibar etmedi. Bizim camia onu adam yerine koymadı. Bütün bunlar toplam bir birikim yapmış ve şimdi de kindarlıkla çemkirmiş…

 

İşte o yazı;

“Sami rumuzlu bir okurumuz (29 Aralık 2015 15:30) yazımızın altına yandan çarkçıların yaptığı gibi bir derkenar düşmüş. Erbakan mikrofonuyla bizim sesimizi kesmeye ve kısmaya kalkışmış. Erbakan’ı ne zannediyorsa? Erbakan dünyasını değiştirdi. Benim hayatımın her safhasında ona karşı çekincelerim oldu. Olması da tabii. Belki olmaması yanlış olur. Zira sonuç itibarıyla hepimiz gibi bir fani ve beşer. Hatasıyla sevabıyla bir insan. Fakat istismarcıları çok. Gerçeklerin önüne Erbakan markasıyla çıkıyorlar.

Bizim önümüzü kesmek için de öyle yapıyorlar. Bakın şu yazdıklarına: “Rahmetli Erbakan hocanın görüp de sizin görmediğiniz, yahut sizin görüp de Erbakan hocanın görmediği ne olabilir ki hoca D8 oluşumuna İran’ı da dahil etmişti. Bu ne yaman çelişkidir arkadaş…” Benim hem D-8 hem İran’ın dahil edilmesine dair çekincelerim oldu ve var. Bunu muhtelif zeminlerde paylaştım. Zaman da bunun zamansız bir proje ve siyasi mühendislik ürünü olduğunu ortaya koymuştur. Demek ki anlaşılmamış yeniden anlatmakta fayda var. Bu ifadeden çıkan sonuç şu: Bütün doğrular Erbakan’ın inhisarı altındadır onun dışında bir yerden doğru sadır olmaz. Bütün doğrular Erbakan’ın yanlışlar ise sizin. Ben böyle bir adam tanımıyorum. Ne kimseye tapınıyoruz ne de Erbakan Hoca bizim mezhep ve meşrep imamımız! Öyle tanıyan varsa bu onu bağlar! İran ve ehli bidat konusunda biz mezhep imamlarımıza tabiyiz. Erbakan Hoca’nın tabi olduğu yeri de bilmiyoruz. Bilmemiz de gerekmiyor. En basit akait kitaplarını açıp sağlamasını yapabilirler. Mezhep umdeleri onları bağlamıyorsa İran da beni bağlamıyor. Bu kadar basit ve net. Erbakan mezhebi konularda müçtehitse bile ben bilmiyorum ve imam olarak tanımıyorum. Onun hükümleri beni değil tanıyanlarını bağlar. Kimse bana bu hususta müzayede yapmasın. Beni değil Erbakan’ı örselemiş olur.
 
***
Burada adeta Erbakan’a zımni olarak uluhiyet isnadı var. Buna Erbakan fetişizmi derler. Bu sözler bana hiç yabancı gelmedi aksine birçok yerden tanıdık geliyor. Bunlardan birisi Necip Fazıl’ın vecizeleştirdiği şekliyle Ataullah İskenderi’nin sözleri: Seni kaybeden ne kazandı, seni bulan ne kaybetti? Biz bu hali Erbakan hoca ile değil ama Allah ile yaşıyoruz. Erbakan’ı kaybederek her şeyimizi kaybetmiş veya onu kazanarak her şeyimizi elde etmiş değiliz. Bu kör ve sığ taraftarları iman sınırlarını zorlayan cüreti kimden ve nereden alıyorlar? Ümmet bir vadide onlar öteki vadide.

Bu gibi zevat Erbakan markasıyla hakkın önünü kesmeye yelteniyor. Efsane haline getirmek istedikleri ve mezardan Türkiye’yi yönetmesini arzuladıkları Erbakan bir yanıyla gelişmiş öteki yanlarıyla elbette sığlıkla malul bir insan veya liderdi. Peygamber veya mezhep imamı hiç değildi. Hem Libya’ya hem de İran’a giderek yanlış davranmıştır. Vaktiyle kendisini uyarmıştık. 1996 yılında Libya ziyareti öncesi Yeni Şafak gazetesinin sütunları sözlerimizin tanığıdır. Bizi dinleyip Libya’ya gitmemiş olsaydı belki de bu vartaya düşmemiş, siyasi hayatındaki bir gedik açılmamış ve skandallardan birisiyle yüzleşmemiş olacaktı. İran meselesi Kaddafi meselesini fersah fersah katlayan bir yanlış ve skandal olmuştur. Kimse bize Erbakan üzerinden ayar vermeye kalkışmasın. Erbakan dönemi kapanmıştır. Erbakan’ın etrafında kenetlenen İslam’ın hakimiyetini özlemiş kitleler şahs-ı maneviyi oluşturuyordu. Onlar ortak değerimizdir. O dönemin güzelliği onların gayretinin mahsulü idi. Bunu münhasıran Erbakan’ın şahsına yüklemek haksızlık olur. Yaşanan güzelliklere çirkin yorumlarla çirkinleştirmeyelim. Siz önce 1982 ile 2011 arasındaki çelişkinizi izah edin? Esat mı değişti siz mi? İki de bir bazı gazeteler Erbakan Suriye konusunda şöyle demişti böyle demişti diye manşet atıyorlar. Saçmalığın daniskası. Mukadder olan gerçekleşir. Erbakan kendi mukadderatını engelleyememiş ve iktidarını koruyamamıştır. Bir de ale’l acele D-8 gibi oluşum kurmuştur. Kendisini koruyamayan bir iktidar böyle bir yapıyı nasıl koruyacak? Başkaları korusun!  Yoksa korumayan haindir! Bu projenin akim veya en azından kısmen atıl kalmasının sorumluluğunu da her zaman yaptıkları gibi ona buna boca ediyorlar?

Hesap sormazsanız hesap sorarlar! Kendileri niye iktidarda kalamadılar ve kurdukları projeyi yürütemediler? Sen iktidarını pekiştirmeden böyle emanet bir oluşum kurarsan olacağı budur! Sonuçta bu, sadece öngörüsüzlük, siyasi bir mühendislik olur. Dolayısıyla Erbakan motor mühendisiydi alanı buydu. Bırakın açık konuşalım: Siyasi mühendislikte çuvallamıştır. Siyasi mühendisliğe soyunduğunda evdeki hesaplar çarşıya uymamıştır. Erbakan’a taassup gösterip gerçeklerin önüne çıkmayın ve önünü kesmeye çalışmayın. Milletin saygısı, sevgisi yerinde kalsın. Bu sizin yaptığınıza ölü seviciliği derler. Erbakan’ı daha fazla kullanmayın. Kullandıkça çivisini çıkartıyorsunuz. Hataları varsa da büyümeden kalsın.

Lütfen kimseyi efsane yapmayın. Erbakan Hoca İran’ı anlamamıştır. Suriye meselesi de bunun bir parçasıdır. Kimse bundan böyle bana Erbakan referansı üzerinden hesap sormasın. İster darılsın ister gücensin ben Erbakan’ı referans olarak tanımıyorum. Hele Suriye ve İran gibi netameli konularda.

Benim görüşlerim beni onun görüşleri onu bağlar. Kimseye hacminden fazla değer vermeyin yoksa yolda ayak bağınız olur. Hakkın hatırı alidir Erbakan’a feda edilmez.

Erbakan fetişizminden kurtulmadıkça Esat’ın eteklerinden kurtulmak mümkün değil. Hamaney sizi Esat’a götürür. Esat da Rusya, ABD ve İsrail’e satar. Halep orada ise arşın burada!..” [Mustafa Özcan-Vahdet]

 

Reklamlar