Evet, bizler zaferden değil seferden sorumluyuz.
Çünkü zaferi verecek olan Allah’tır. Ancak unutmamak gerekir ki; her zafere ulaştıran bir sefer vardır.

Hiçbir zafer yoktur ki iyi düşünülmüş, üzerinde çalışılmış ve detaylı hesaplanmış bir sefere sahip olmasın. İdarecilerin sorumluluğu işte o seferin yapılıp yapılmadığındadır. Dolayısıyla sorgulanması gereken nokta da seferin kendisidir..

Son sıralarda, ‘sefer’ sorumluluğunu yerine getir(e)meyen idareciler bir nevi mazeret olarak sık sık ‘biz zaferden değil seferden sorumluyuz’ ifadesini anlam kaydırarak kullanır olmuşlardır. Taraftarlarına ya da bağlılarına şunu demeye çalışmaktadırlar: ‘Zaferi verecek olan Allah’tır. Siz Allah niçin zafer vermedi diye sorgularsanız hataya düşersiniz. Onun için dikkat edin!’. Bu tarz yöneticiler, kendilerini sorgulatmamak için de ‘itaat’ kavramını istedikleri şekilde eğip bükerek kendilerine kalkan yapmaktadırlar. Halbuki, ‘sefer’deki kusurlar yöneticilerindir ‘itaat’in değil.

Bir dahaki sefer için yapılması gereken gayet temel sorgulamalar vardır. Eğer seferde gizlenmek istenen hedefler, ihmaller ya da komple beceriksizlikler yok ise, tüm sefer baştan sona sorgulanmalı ve her sefer bir öncesinden daha iyi hale getirilmelidir. Ancak genelde bu yapılmamaktadır.

Genelde yaptığımız şunlardır. Seferimizi komple gözden geçirip kusur ve eksikliklerimizi gidereceğimize, (tecessüm etmiş ya da etmemiş) düşmanlarımızın hayali varlığına karşı kelime harbine girişmekteyiz. Her yerde perişan vaziyetteyiz. Bunun sebebi olarak da hep başkalarını, ötekilerini suçlamakla meşgulüz. Hiç başımıza gelenlerin, kendi ellerimiz ile işlediğimiz kusurlar yüzünden olabileceğini düşünmeyiz. Bu kusurların da neredeyse tamamının seferde yapıldığını görmek istemeyiz.

Elbette düşmanlarımız var olacaktır. Fakat, düşmanların varlığı yenileceğimiz anlamına gelmez. Ancak hata ve kusurlarımız ve bu hatalarımızda ısrarlarımız yenileceğimizin teminatıdır. Tarihi süreçlerin önümüze getirdiği fırsatları kendi ilke ve müktesebatımız doğrultusunda değerlendiremez isek, bağırıp çağırmaya devam edip hep başkalarını suçlar isek, birbirimizle savaşmaya devam eder isek, bu halimiz bizim sadece mağlubiyetle değil aynı zamanda aptallık ve basiretsizlikle de karşı karşıya olduğumuzu gösterir.

Bu çerçevede ikinci bir husus da şudur. Diyelim ki bir yönetici kadro, elde edilen sonuçları, ‘biz sefer için elimizden geleni yaptık ve ancak bu kadar oluyor’ diye ifade ediyorsa, aslında bu ifade o kadronun kenara çekilmesi gerektiğinin ifadesidir. Böyle bir kadronun yapması gereken iş, hiçbir taktiğe başvurmadan kenara çekilmektir. Bu çekilme o kadroyu yüceltir. Aksi takdirde, o kadronun birikmiş her türlü ilke ve müktesebatı çiğneyerek çeşitli nahoş ittifaklara girmesi tehlikesi belirir. Bu durumdan da herkes etkilenir.

Bütün bunlara rağmen, akan su kendi mecrasını bulur. Her zaman da bulmuştur. Çünkü her şey olacağına varır.

Son söz, her zaferin bir seferi vardır. Marifet, o seferin yapılmasındadır.

Selam sevgi ve saygılar…

Mete Gündoğan
18 Ağustos 2015

Reklamlar