Saadet Partisi ile ilgili olarak, bundan önce yazmış olduğum iki yazımda üç önerme ortaya koydum. ‘Mecrasını Arayan Su’ başlıklı yazımda ortaya koyduğum üç önermeyi de eklersek, toplamda 6 önerme oluşturdum. Bundan sonraki yazılarımda, bu altı önermeyi detaylandıracağım.

Öncelikle önermeleri, değerlendirmeye elverişli bir sıraya koyarak burada tekrar takdim etmek istiyorum.

  1. Merkezde bir kısım muhterem şahıs, partiyi zihnen temlik etmiştir.
  2. Partinin gelecek vaat eden genç kadroları, merkezden geçmişe yönelik oluşturulan zihinsel labirentlerde bocalamaktadırlar.
  3. Partinin işlevselliği, günümüz şartlarına göre tepeden tırnağa yeniden tanımlanmalı ve yapılandırılmalıdır.
  4. SP, kadrolarını gençleştiremediği için içine doğru çöküyor.
  5. SP’nin Milli Görüş ideolojisini taşıyacak güncel bir program sorunu vardır.
  6. SP’nin kurulduğundan buyana genel başkanlık sorunu vardır.

Birinci önerme: Partinin tepesindeki bir şahsın, partiyi zihnen temlik etmesi gelişim açısından en büyük engeli oluşturuyor.

Bu durum, özellikle, değişmez ilke ve prensipler üzerine oturmuş bir fikir yapısına sahip olan hareketler açısından oldukça tehlikelidir. Bir şahıs, böyle bir zihin yapısına ulaşınca, hareket içerisinde gelişmekte olan her şeye müdahale etme hakkına sahip olduğunu düşünür ve müdahale eder. Zamanla böyle bir şahısta şöyle bir ruh hali tebarüz eder; ‘Ben varsam dava vardır, yoksam dava yoktur!’ Fikir hareketleri, belirli ilke ve prensiplere inanmış kişilerin oluşturduğu hareketlerdir ve temelinde o ilke ve prensiplere itaat vardır. Ancak, hareketi zihnen temlik etmiş kişiler uzun süre hareketin tepesinde olunca, bu itaatin bir parçası haline dönüşmektedirler. Bu durum, en başta karar alma mekanizmalarını alt üst etmektedir. Son tahlilde kararı bu kişi vermekte ve yapılan her türlü istişare bu zihin yapısının algılayabildiği makbul çerçeveye oturtulmaktadır. İşte bu da gelişime en büyük engeli oluşturmuş oluyor.

Bu noktada, bir önceki yazımda ifade ettiğim örneğe işaret etmek istiyorum. Bir genel başkan istifa ediyor, bir şahıs da reddediyor ve devam diyor. Şimdi, varlığı ve devamlılığı bu şekilde oluşan bir genel başkanın teşkilatı yönetebilmesi mümkün değildir. Çünkü teşkilatların gözünde onun varlığının sebebi bir kişidir. Hâlbuki bir genel başkanın nasıl istifa edeceği tüzükte bellidir. Ama karar verme mekanizmaları farklı işlemiş ya da işletilmiştir. Bu durumdan bütün teşkilat etkilenir. Aynı şekilde, teşkilatların düşüncelerini ve değerlendirmelerini özgür bir şekilde ifade edebileceklerini beklemek de mümkün değildir. Çünkü teşkilatlar, daha önce de ifade ettiğim gibi, bu süreçlerde fikirlerinin operasyonel olmayacağını öğrenecekleri için içlerine kapanacaklardır.

Tabi, burada bahsettiğimiz gelişimin araçsal gelişim olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Değişmez ilke ve prensipleri günümüze taşıyacak araçların değişim ve gelişiminden bahsediyoruz. Çadırdan, günümüz modern evlerine veya deveden günümüz modern uçaklarına olan değişim/gelişim gibi. Akif’in ‘Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı’ ifadesindeki gibi.

Neticede, eğer fikrî bir harekette, tepedeki şahıs hareketi zihnen temlik etmiş ise bu bir işlevsel arızadır. Bu arıza giderilmeden hareketin gelişmesi mümkün değildir. Tersine, bu arızanın devam etmesi zamanla davaya zarar verir ve onun fonksiyonel/temsil kabiliyetini yok eder. Mevcut durumda görünen odur ki bu arıza iki türlü giderilebilir. Birincisi, söz konusu şahsın bu işlevsel bozukluğu fark edip kenara çekilmesidir. Şık olan ve tercih edilebilecek olan da budur. İkincisi, partilerde en yüksek karar alma organı olan büyük kongre delegelerinin bu işi düzeltmesidir. Bu ise her zaman sancılı olur.

İkinci Önerme: Partinin gelecek vaat eden genç kadroları, merkezden geçmişe yönelik oluşturulan zihinsel labirentlerde bocalamaktadırlar.

Bir partinin geleceği, onun gelecek vaat eden genç kadrolarında hayat bulur. Yaşlılar geçmişe, gençler geleceğe dönüktürler. Sürekli geçmişe dönük konuşmalar yapılması, örnekler verilmesi, geleceğe yönelmekten ziyade geçmişi hatırla(t)maya yönelik bir merkez algısı oluşturmuştur. Bu algı, merkezdeki potansiyel genç liderleri de törpüleyip geriye itmektedir. Merkez yönetimindeki genç kadroların konuşma ve sohbetlerini dinlediğinizde, bunu pratik olarak da müşahede etmeniz mümkündür. Örneğin bir konuşmayı alın, görüntüyü kaldırın ve sesi bilgisayarınızda değiştirin, bu dediğimin ne kadar isabetli olduğunu göreceksiniz. Geçmişten birileri konuşuyormuş gibi bir izlenim ediniyorsunuz. Örneklemeler, muhataplarına hitap şekli, konuşma tarzları ve konuşma havası… Hep bu dediklerimizi destekler mahiyettedir.

Normal olan balığın yüzmesi, kuşun uçmasıdır. Ama kuş yüzüyor ve balık uçuyor ise burada bir anormallik söz konusudur.

Tabi bu duruma, birinci önermenin önemli bir katkı sağladığını da unutmamak gerekir. Dolayısıyla da bu durum bir sonuçtur sebep değil. İstisnalar olsa da bu durumun sebepler düzelince çok çabuk düzelebileceğini düşünebiliriz. Çünkü hareketin dağarcığında bu müktesebat mevcuttur.

Üçüncü önerme: Partinin işlevselliği, günümüz şartlarına göre tepeden tırnağa yeniden tanımlanmalı ve yapılandırılmalıdır.

Belirsizlik, teşkilatın çürümesine hizmet eden önemli bir faktördür. Dışarıdan katılımlara da mani olan bir faktördür. Dolayısıyla bütün belirsizlikleri ortadan kaldıracak düzenleme ve denetlemenin yapılarak açıkça tüzüğe konulması gerekmektedir. Hatta tüzükte var olabilir ancak uygulanmadığı müddetçe de bir kıymet ifade etmemektedir.

Tabandan tavana bunları sırayla ve ana hatları ile şu şekilde özetleyebiliriz. Üyeliğin nicelik ve niteliklerinin açık bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Üyelikler belli kriterlere göre kategorize de edilebilir. Tabi bunların ne olacağı ve nasıl olacağı geniş müzakerelerle belirlenmelidir. Örneğin bir kişinin ilçe yönetimine girebilme koşulları belirlenmeli ve ilçe başkanlığı için gereken koşullar açıkça ifade edilmelidir. Kişinin kaç dönem ilçe başkanlığı yapacağı da kurallara bağlanmalıdır. Elbette istisnalar olabilir ama bu istisnaların dahi hangi şartlarda nasıl uygulanacağı açıkça ifade edilmelidir.

Aynı şekilde il yönetiminin oluşturulması ve il başkanı seçimi de belirli kurallara ve dönemlere bağlanmalıdır. O ilde büyük kongre delegelerinin nasıl belirleneceği de kurallara bağlanmalı ve titizlikle takip edilmelidir. Büyük kongre delegeleri en büyük karar alma mekanizmasını oluşturacağı için, bunlar davanın zor zamanlarında en isabetli kararları alabileceğine inanılan kişilerden oluşmalıdır. Ne kadar görev yapacakları, nicelik ve nitelikleri çok açık bir şekilde tüzükte ifade edilmelidir. Yine, o ilde gerek yerelde gerekse de milletvekilliğinde kimlerin aday olacağı çok açık bir şekilde ifade edilmelidir. Genel merkez kontenjan kullanacaksa kaçıncı sırayı ve ne kadarını kullanacağını çok açık bir şekilde seçimlerden çok önce belirtmelidir. Kalan milletvekili adayları da önseçim ile belirlenmelidir. Genel merkezin bir ilde maksimum yüzde kaç kontenjan kullanabileceği ve bütün ülkede toplam yüzde kaç kontenjan kullanabileceği belirlenmelidir. Örneğin bir ilde kullanabileceği kontenjan oranı yüzde 20’yi ve ülke genelinde kullanabileceği kontenjan oranı da yüzde 10’u geçmemeli gibi bir genel kurul kararı alınabilir. Kısacası, tüzük bunlara göre tanzim edilmelidir.

Genel İdare Kurulu, Büyük Kongre delegeleri tarafından bir çarşaf listeden seçilmelidir.

İsmi çarşaf listede olmasa bile büyük kongre delegeleri çarşaf listeye isim yazabilmelidirler. Buradan kolaylıkla anlaşılacağı gibi büyük kongre delegeleri en büyük karar alma organını oluşturacağı için seçimleri de titizlikle yapılmalıdır.

Tabi genel başkanlığa makul bir sayıda büyük kongre delegesinin onayını almış herkes aday olabilmelidir. Bir genel başkanın kaç dönem genel başkanlık yapacağı da net olmalıdır. Daha önce de ifade ettiğim gibi istisnalar her zaman olabilir ama bu istisnaların dahi hangi şartlarda nasıl uygulanacağı açıkça ifade edilmelidir.

Partinin gençlik kolları ve kadın kolları için de benzer koşullar çok açık bir şekilde belirlenmelidir. Belki de en önemlisi, gençlik kolları için belli bir yaş sınırı olmalıdır. Yaş ortalamasının 26 olduğu ülkemizde, bu yaşın 25’in altıda olması gerektiği aşikârdır.

Bu anlatımda eksik kalan kısımlar olabilir ama ne demek istediğimiz sanırım açıklığa kavuşmuştur. Bütün bunlar belirlenirse, her türlü çalışmayı ölçmeniz mümkün olur. Ölçebildiğiniz her şeyi geliştirmeniz de mümkün olur. Ölçemediğiniz işleri geliştiremezsiniz. Bütün bunlar yapılabilir, düzenlenebilir ve denetlenebilir. Zor değildir. Ülke çapından gelecek 1200 üzerindeki delegenin yanlış yapacağını düşünmek en azından kişinin kendisine saygısını yitirmesi demektir.

Partinin ilkeli ve iyi bir toplanma merkezi haline getirilebilmesi için, ‘Mecrasını Arayan Su’ başlıklı yazımda belirttiğim üç önermeyi de bir dahaki yazımda güncelleyeceğim. Akabinde son bir yazı yazarak, bana sorulan soruya cevabımı vermiş olacağım.

Selam sevgi ve saygılarımla

Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN
07 Mart 2016 – Ankara
————-
Not: Üslup olarak olumsuzlukların üzerinde duruyorum. Bunlar giderilirse, gerisi zaten olumlu bir mecradadır ve toplanma merkezini oluşturur.

Reklamlar