Bir isim tartışması üzerinden millet birbirine düşürmeye ne gerek var?

Avrasya Tünelinin yeni ismi ne olmalı ile ilgili ulaştırma bakanlığının online anketi halka açık devam ederken, tünele Abdülhamid isminin verilmesi için ibadet aşkı ile gözünü kırpmadan 24 saat bilgisayarın başından kalkmadan ulaştırma bakanlığının sayfasından tekrar tekrar oy kullanmak için ayrılmayan muhafazakar kardeşlerimiz için biraz tarihi bilgiler vermek isterim.

.
Sultan Abdülhamid padişahlığı döneminde imparatorluk topraklarının yarısına yakınının kaybedildiği dönemde oturmuş Tünel hayali kurmuş. Osmanlının borç içinde yüzdüğü ve borçların ödenemez hale gelmesi ve imparatorluğun geçmişten gelen kötü idaresi sonucunda 1881 yılında Borçlar İdaresi’nin (Düyun-u Umumiye) kurulması sürecinde oturmuş Tünel hayli kurmuş. Anadolu halkı savaştan, açlıktan ve yokluktan kırılırken oturmuş Tünel hayali kurmuş.
.
Diyelim ki sultan tüneli inşa etmiş olmayı başarsaydı, tıpkı bugünkü AKP hükümetin bu tüneli yapmak için TC hazinesini borçlandırdığı gibi sultanda o dönemde tamtakır olan Osmanlı hazinesini borçlandırarak yapacaktı. O dönemde borç para bulamadığı için hayalini gerçekleştiremedi.

Sultanın hayali gerçekleşseydi borcu nasıl geriye ödeyecekti? Yoksa içinden geçenlerden ücret mi alınacaktı? Tabi borçlanarak inşa edilecek tünelin içinden ne geçirmeyi planladığı ayrı bir konu.

Sultan şehzadeliğinde döneminde diğer şehzadeler borç içinde yüzerken kendisi en zengin şehzadeydi. Peki bu zenginliğinin kaynağı nereden geliyordu acaba? Bazılarının dediği gibi Dolmabahçe’nin bodrum katındaki marangoz atölyesinde mobilyalar yaparak bu serveti edinmesi olanaksızdı.

Sultan; hayvan ve et ticareti ile uğraşıyordu ve buna ilaveten de iyi bir borsa oyuncusu idi. Büyük servetinin asıl kaynağı 1864 yılında Havyar Han’da faaliyete başlayan kambiyo ve menkul kıymetler borsasında esham (hisse-borç senedi) alıp satmasıydı. Sultan adına borsa faaliyetlerini ise Osmanlı Rum bankeri Yorgo Zarifi yürütüyordu.
O borsanın bugünkü karşılığı “BORSA İSTANBUL” dur desek abartmamış oluruz.
.
Mabeyn başkatibi Tahsin Paşa “hatıratı”nda Abdülhamid ve Zarifi arasında ki ilişkilerini şöyle yazar:
.
“Mösyö Zarifi, Abdülhamid Efendi’nin iskonto ettiği maaşlarını gene kendi nezdindeki hesab-ı carisine kaydeder ve bunlara bir faiz yürüterek, gerek bunun hasılını ve gerek çiftliğinden ve diğer bazı emlak ve akarından aldığı gelirleri kárlı işlerde kullanırdı. Abdülhamid Efendi’nin, Mösyö Zarifi’yi sık sık kabul ederek her ziyarette kendisiyle para işleri hakkında görüştüğünü ve servetinin idaresini teftiş ve takip ettiğini saray emektarlarından işittiğim gibi bizzat kendisi de bunu anlatır dururdu.”
 .
Abdülhamid Rum banker Zarifi ölünce, oğlu Leonida Zarifi ile işbirliği yapmayı sürdürdü. Ve borsa üzerinden servetine servet katmaya devam etti…
.
Bizlere nakledilenlerin aksine karşımıza FAİZ’den servet edinen bir Sultan portresi çıkıyor.
.
Sultan Abdülhamid şahsi serveti konusunda tutumluydu ancak saray harcamaları çok fazlaydı. Tıpkı Ankara Beştepe Sarayının baş sakini gibi.
.
II.Abdülhamid’in padişahlığı süresindeki imparatorluk topraklarının yarıya yakın kısmını kaybettiğimiz tarihi gerçeğini de unutmamak gerek.
.
Filistin topraklarında Yahudi devletinin kurulmasına müsaade etmeyen ve padişahlığı sürecinde o toprakları parayla satmayan bir padişah olarak anıyoruz kendisini… Ancak Sultan II.Abdülhamid’in hayatı sadece bu olaydan ibaret değildir. Kısaca bu tarihi gerçekleri de bilmek gerekir.
.
Şimdi bunları niye yazdım.
Ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de 14 senede ekonomik sorunları çözemeyen ve tıkanma noktasına gelen AKP hükümetinin şimdi kullandığı argüman ise; Tarih ve II.Abdülhamid’in başarısız vizyonunu başarıymış gibi lanse edip üzerindende algı yürütmeye çalışıyor.
.
AKP li kardeşlerimiz CB’mizi II. Abdülhamid ile kıyaslıyorlar. Bu kıyaslama ne yazık ki 14 senelik ülke idaresinde gelinen bugünkü sonucu olan başarısızlık II.Abdülhamid dönemi ile çok örtüşüyor.
.
Bu yazdıklarımızdan gayemiz II.Abdülhamid’i ve CB mizi kötülemek veya itibarlarını düşürmek değildir. Gaye tarihi gerçekleri iyi bilmeliyiz ki o dönemdeki kara günlerin yani tarihin tekerrür etmesine mani olalım.
.
Sonuç olarak Avrasya Tünelinin adının yine Avrasya Tüneli olarak kalmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Bir isim tartışması üzerinden millet birbirine düşmüş.
Ne gerek var?
.
Sadi ÖZGÜL
İstanbul – 6 Aralık 2016
———————————————-
Kaynak:
Reklamlar